
Oraya giderken kuzenlerimle yaptığımız hazırlıkların tavla, okey vs. gibi oyun ağırlıklı, ortamın amacından tamamen uzak bir içerik taşıdığını fark ettiğimde kime çekmiş olabileceğimizi düşünmeden edemedim bir an! Mangal keyfinden hemen sonra da oyun masasını kurup ortamın tadını çıkarmak üzere uzak bir yere gittik. Uzak bir yere diyorum çünkü zaten kırk yılda bir görüştüğümüz akrabalarımızın bizi kötü bilmesini istemiyorduk. Ama sanırım oyuna kendimizi fazla kaptırmış olmalıyız ki zaman su gibi akıp geçmiş ve grup bizim için endişelenip her yerde bizi aramış. (Biz de olayı daha fazla abartmadan akıllı olup, hemen gruba dâhil olduk zaten.)
İkindi serinliği çökmeye
başladığında gençlerin bir kısmıyla kaynaşma amaçlı dağda yürüyüş yapmaya karar verdik (Bizde her şey
dağda olur.) Aynı okulda çalıştığım ve sürekli muhabbet ettiğim bir öğretmen
arkadaşımla da orada karşılaşmamız ve dedelerimizin amca çocuğu olduğunu öğrenmemiz gerçekten şaşırtıcı bir durumdu...
Aile Büyükleri En Zengin Arşiviniz
Aklınızda bulunsun böyle bir
aktiviteyi büyüklerin desteği olmadan gerçekleştirmeniz çok zor! Bizimkisi kaç
göbekten, dallanmış budaklanmış olanından. Ciddi bir organizasyon gerektiriyor
yani. Amacım secere tutmak değil, toplum bilimci de değilim elbette ama tanıştığıma
da memnun olmuyor değilim hani. Kim olduğumu merak edip farkındalık kazanma
içgüdüsü işte. Bir tür kimlik arayışı.
Günümüz koşuşturmacasında birinci dereceden akrabalarımızı bile düğünden cenazeye görebiliyorken bizdeki bu buluşmaların amacı da her zaman görüşelim, kanka olalım maksatlı değil zaten. Hani küçük şehirlerde sıkça cereyan eden kalıplaşmış diyaloglar vardır ya: “Kızım kimlerdensin sen?” diye."Ayşe hanımı biliyosun, hah onun teyze torunuyum ben." “Kime çekmiş. Otu çek köküne bak!” “Canım dıdısının dıdısı yani.” Ve son vurucu söz de gelsin: “Size nikâh düşmez!” (Var mıdır acaba içimizde böyle bir imtihan yaşayan? Düşünsenize her şey yolunda ama illa bir sorun çıkacak ya. Zor bir durum olsa gerek:) Neyse bir o eksik kalsın!)
Günümüz koşuşturmacasında birinci dereceden akrabalarımızı bile düğünden cenazeye görebiliyorken bizdeki bu buluşmaların amacı da her zaman görüşelim, kanka olalım maksatlı değil zaten. Hani küçük şehirlerde sıkça cereyan eden kalıplaşmış diyaloglar vardır ya: “Kızım kimlerdensin sen?” diye."Ayşe hanımı biliyosun, hah onun teyze torunuyum ben." “Kime çekmiş. Otu çek köküne bak!” “Canım dıdısının dıdısı yani.” Ve son vurucu söz de gelsin: “Size nikâh düşmez!” (Var mıdır acaba içimizde böyle bir imtihan yaşayan? Düşünsenize her şey yolunda ama illa bir sorun çıkacak ya. Zor bir durum olsa gerek:) Neyse bir o eksik kalsın!)
“Amaannn hepimiz Adem ve Havva
‘dan akraba değil miyiz ki zaten, ne gerek var canım bunlara?” diyorsanız, ben
de size: “Bu ırklar nasıl oluştu peki?” diye sormak istiyorum ama artık çok geç
çünkü yazının sonuna gelmiş bulunuyoruz yoksa işin içinden çıkamayacağız :)
Bizler arefe günü bir restorantta
iftar yemeği adı altında tekrar bir araya gelmek için sözleştik, vedalaştık. Sizlere
de akrabalarınızla paylaşacağınız güzel bir hayat diliyorum…
Hoşçakalın!
Hoşçakalın!