Sayfalar

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Ben Kimim? Neyim? Neciyim?


                                                             
          Soy ağacınızı merak ettiğiniz bir döneminiz oldu mu sizin de? İnanın çekirdek yapıdan uzaklaştıkça işin içinden çıkmak hiç de sanıldığı kadar kolay değilmiş! Geçtiğimiz haftalarda anne tarafımın uzak-yakın akrabalarının yılda birkaç kez organize ettiği gelenekselleşen buluşmaların biri gerçekleşti. Soyadı kanunu çıkmadan önce lakabı Musaefendioğulları olan bu grupla Başkonuş Yaylası'nda gerçekleşen “Geleneksel Musaefendioğulları Buluşması” adı altındaki pikniğe giderek soy ağacımızı yeşerttik..



          Oraya giderken kuzenlerimle yaptığımız hazırlıkların tavla, okey vs. gibi oyun ağırlıklı, ortamın amacından tamamen uzak bir içerik taşıdığını fark ettiğimde kime çekmiş olabileceğimizi düşünmeden edemedim bir an! Mangal keyfinden hemen sonra da oyun masasını kurup ortamın tadını çıkarmak üzere uzak bir yere gittik. Uzak bir yere diyorum çünkü zaten kırk yılda bir görüştüğümüz akrabalarımızın bizi kötü bilmesini istemiyorduk. Ama sanırım oyuna kendimizi fazla kaptırmış olmalıyız ki zaman su gibi akıp geçmiş ve grup bizim için endişelenip her yerde bizi aramış. (Biz de olayı daha fazla abartmadan akıllı olup, hemen gruba dâhil olduk zaten.)

İkindi serinliği çökmeye başladığında gençlerin bir kısmıyla kaynaşma amaçlı dağda yürüyüş yapmaya karar verdik (Bizde her şey dağda olur.) Aynı okulda çalıştığım ve sürekli muhabbet ettiğim bir öğretmen arkadaşımla da orada karşılaşmamız ve dedelerimizin amca çocuğu olduğunu öğrenmemiz gerçekten şaşırtıcı bir durumdu...

         Piknik, yemek derken senede birkaç kez yapılan bu buluşmaların amacı uzak akrabalarımızla tanışmaca, kaynaşmaca serüveninden ibaret. Olaya hiçbir zaman tamamen hâkim olamayacağımı düşündüğüm ilginç bir deneyim. Uzantıları birbirine bağlamak epey güç çünkü oldukça kalabalık bir ekip. Gerçi ben gerekmedikçe kalabalık ortamlara girmeyi tercih etmem, çekinirim, sıkılırım. Ama inanır mısınız belki kan çektiğinden, belki de aslında birbirimize yabancı olmadığımızı bilmenin verdiği rahatlıktan hemen sıcak, tatlı bir muhabbet gelişiveriyor kendiliğinden. Zaten atanı, dedeni söyleyince karşındakiyle olan zincirleme bağlantın arkası arkasına geliyor ve işte nedense anlatırken çok uzakmış gibi gelen ama aslında dedeleri kuzen olan nesilleriz ve maalesef birbirimize yabancıyız. Bulmaca çözmeyi sevenler, merak güdüsü yüksekler için güzel bir beyin jimnastiği.
  
Aile Büyükleri En Zengin Arşiviniz

Aklınızda bulunsun böyle bir aktiviteyi büyüklerin desteği olmadan gerçekleştirmeniz çok zor! Bizimkisi kaç göbekten, dallanmış budaklanmış olanından. Ciddi bir organizasyon gerektiriyor yani. Amacım secere tutmak değil, toplum bilimci de değilim elbette ama tanıştığıma da memnun olmuyor değilim hani. Kim olduğumu merak edip farkındalık kazanma içgüdüsü işte. Bir tür kimlik arayışı.       
          Günümüz koşuşturmacasında birinci dereceden akrabalarımızı bile düğünden cenazeye görebiliyorken bizdeki bu buluşmaların amacı da her zaman görüşelim, kanka olalım maksatlı değil zaten. Hani küçük şehirlerde sıkça cereyan eden kalıplaşmış diyaloglar vardır ya: “Kızım kimlerdensin sen?” diye."Ayşe hanımı biliyosun, hah onun teyze torunuyum ben."  “Kime çekmiş. Otu çek köküne bak!” “Canım dıdısının dıdısı yani.”  Ve son vurucu söz de gelsin: “Size nikâh düşmez!” (Var mıdır acaba içimizde böyle bir imtihan yaşayan? Düşünsenize her şey yolunda ama illa bir sorun çıkacak ya. Zor bir durum olsa gerek:) Neyse bir o eksik kalsın!)
“Amaannn hepimiz Adem ve Havva ‘dan akraba değil miyiz ki zaten, ne gerek var canım bunlara?” diyorsanız, ben de size: “Bu ırklar nasıl oluştu peki?” diye sormak istiyorum ama artık çok geç çünkü yazının sonuna gelmiş bulunuyoruz yoksa işin içinden çıkamayacağız :) 
 
Bizler arefe günü bir restorantta iftar yemeği adı altında tekrar bir araya gelmek için sözleştik, vedalaştık. Sizlere de akrabalarınızla paylaşacağınız güzel bir hayat diliyorum… 

Hoşçakalın!