Sayfalar

6 Ocak 2013 Pazar

Anna Karenina

Uyanır uyanmaz perdeyi tamamen aralayarak çıplak bıraktığım penceremden, her yerin yoğun bir sis altında uyurkenki manzarasıliğinde yazdığım 2013' ün bu ilk yazısıyla herkese merhaba... Derya' cığımın elime tutuşturduğu bu kitabı okurken hatır için tamamlamaya karar vermiştim önce çünkü kim 200 yıl önce yazılmış, gündemde zerre yer işgal etmeyen kitaba bu kadar zaman ayırırdı ki, hele de benim gibi sabır eşiği düşük biri için! Okurken zaman zaman Aşkı Memnu' nun aklıma geldiği benzer türevde kitabı, Halit Ziya ortalama 500 sayfada anlatma başarısı yakalamıştı ne güzel! Bunca uzun betimlemenin geçtiği bin küsur sayfa kitap mı olur diye söylene söylene her gün derse başlamadan önceki 20 dakikamı ayırarak üzerimdeki yükü atmam mümkün görünmüyordu ki NTV 'de tesadüfen duyduğum kitabın vizyona çıkacak filmi için verilen övgüleri duyana kadar! 

Genellikle dokunduğunu kurutan biri için şaşırtıcı bir gelişmeydi bu ve bende müthiş bir sevince yol açmıştı. İşte tam da bunun verdiği gazla günlük sayfa sayımı 300' e çıkararak bugün izlemeye gideceğimiz (!) filme kadar yetiştirmeye çalıştım finali. Aman yanıltmasın, deliler gibi kitap okuyan biri değilim artık! Artık diyorum çünkü ortaokul yıllarından üniversite sona kadar kendimle yarışır, iki günde bir kitap bitirirdim. Dahası sınav dönemlerinin biteceği  ve kendimi bu eşsiz zevke adayacağım yılların gelmesini hayal ederdim hep. Bütün o anlamsız hareketlilik bitecek ve kendimi kitaplarıma adayacaktım! Ancak nedensiz bir şekilde kitap okuma serüvenim bıçak gibi kesilmişti. Durumumun vahametini özetlemek gerekirse; eskiyi baz aldığımda şimdilerde vasat dereceye inmiş olarak tanımlayabileceğim bir duraklama dönemindeyim...

Büyük Şehrin Cilveleri

Biliyorsunuzdur 2012' de 13 ilin büyükşehir olmasını(!) Yaşadığım kent de o illerden biri. Ne ara kendini bu kadar geliştirmişti de ben bunu fark edememiştim hayret! Yolda giderken çukurlara düşmemek için gözümü pür dikkat yola dikmekten etrafımdaki gelişmeleri fark edemem büyük duyarsızlık! İşte bir hayal kırıklığı, filmin gelmesine daha çok var(ş)! Neyse biz fragmanla idare edelim multi büyük şehirdeki arkadaşlar siz fırsat bulursanız gidin bakalım. Fakat hayalimdeki Anna fragmandakinden çok daha farklıydı. Biliyorsunuz okumanın avantajı da budur hayalde sınır yoktur okurken!

Ben, bir erkeğin bir kadının dünyasını nasıl bu kadar iyi betimleyebilmesine şaşırırken, eşinin Tolstoyla ilgili "Eğer kadınları yazdığı kadar iyi tanımış olsaydı onunla çok mutlu bir hayatımız olurdu." sözüyle karşılaştım. Artık onun gay olmadığına karar vermiştim! Tolstoy meğer kızının piyano öğretmeniyle büyük bir aşk yaşamış ve eşini aldatmış o zamanlar...

Ve Son Sayfasını Okuma Klasiğime Yine Engel Olamamıştım

          Sonucu öğrenmek için sabretmeye oldum olası kalbim dayanmamıştır. Bu kitabı da okurken gelişme bölümünde son sayfaları suçlu gözlerle okumaktan yine kendimi alamadım. Ancak merak güdümü bir nebze de olsun bastırmış, rahatlamıştım. Artık kitabı gönül rahatlığıyla okuyabilirdim! Ne yapalım her yiğidin bir yoğurt yiyişi var. Gidilen her yolun mübah sayıldığı okuma sürecinde kotayı düşük tutmaktansa bu süreci zararsız bir kaçamakla keyifli hale getirmenin kimseye zarar vermeyeceğini düşünüyorum savunma mekanizmamı hemen devreye sokarak. Tabi kimseye kötü örnek teşkil etmek de istemem. Gerçi bu uzatmalar her şeyi o kadar gerçekçi kılıyordu ki bir gün Rusya' ya gidecek olursam yürürken, yemek yerken, metroda gözüm hep Anna' yı arıyor olacak! Ama Rusya' ya gitmesem de Narlı' dan geçerkenki tren istasyonunda bile aklıma geleceği kesin...

Hikaye; eşiyle aşık olduğu adam arasında gelgitler yaşayan zerafet sahibi, çok güzel, herkesin gözünün üstünde olduğu Anna' nın başından geçenleri konu almış, evli ama mutsuz bir Kezban gibi yaşamayı tercih etmeyen Anna' nın etrafında dönüyordu. Ama bir okuyucu olarak bana, uğruna her şeyini kaybettiği adam bu olmamalıydı dedirten Vronsky' e: "Seni hiç sevmedim!" Bu adamın, Anna için nişanlısını terk ediş şekliyle başladı ona duyduğum antipati. Dünyanın sadece kendi etrafında döndüğünü zanneden Vronsky hiç konuşma tenezzülünde bile bulunmadan terk ettiği nişanlısı Kiti' ye yaşattığı tramvayı umursamayıp kendini yeni bir maceranın kollarına attığı hayattan bir hayır göremeyeceği gibi hazır Anna' nın da başını yakacaktı etme bulma dünyasında yaşadığını unutmanın sarhoşluğuyla. Kiti mi? Zamanında aman aman bir istek duyup evet dememişti o da zaten kendisini kör kuyularda merdivensiz bırakan bu adama. Ancak işte acıma acınacak hale düşersin dedirten türdendi onunkisi de. Her şeyin bir yolu uslubu olduğundan bi' haber Vronsky' nin de en doğal hakkıydı istemediği şeyi noktalamak, bu tartışılmaz ama karşısındakini de ezip geçmeden, onu en az hasarla bırakarak, vicdanı rahat  yürümeliydı insan inandığı yolda...
 
Kitaba 6 yıldız mı 7 yıldız mı versem karar veremiyorum. Yeni bir kararsızlık kriziyle cebelleşmeden 6 yıldız verdiğim bu kitabın filmi içinse maalesef bir yorumum yok henüz. Ah Vironsky, gerçi seni tekrar görmemek için o filme de gidilmez ya neyse...

 Lev Tolstoy' dan  İnciler

"İnsanlara en adil şekilde dağıtılan nimet akıldır. Çünkü kimse aklından şikayetçi değildir."
"Birine çamur atmadan önce düşün ve sakın unutma; İlk önce senin ellerin kirlenecek." 
"Hayatta unutamayacağın en büyük pişmanlık, Pişman olurum diye yapmadıklarındır." 
"Öyle zamanlar olur ki; Nereye gittiğin önemini yitirir; Çünkü asıl önemli olan, yanında kiminle gittiğindir." 
"Çok sevdiğin ama geri döndüremeyeceğin kişilerin en kötü yanı; Onları her hatırladığında, seni tekrar tekrar terk etmeleridir." 
"Gerek yokken yanındalar, ihtiyacın olduğunda uzakta. Unutma ki, Kimi hayatına girdiğinde hayatını aydınlatır, kimisi çıktığında." (ama ben sanki bunun bir diğer versiyonunu Can Yücel'den duymuş gibiyim)
hiç gereği yokken hayata giren insanlar..
hiç gereği yokken karşına çıkarlar..
hiç gereği yokken gününü, haftanı, ayını, belki de yıllarını alırlar..
hiç gereği yokken gece gündüz aklından geçen her düşünceye bulaşırlar..
hiç gereği yokken seni istemediğin kadar mutlu ederler..
hiç gereği yokken hayatını değiştirirler,.
sonra hiç gereği yokken hayatından çıkıp giderler...
Güzel insan Barış Manço' yu 70. doğum gününde sevgiyle anıyorum...
 Ess"