Artık yaz mevsimine veda etmiş de olsak yazdan kalma günlerin son demlerinin tadı çıkarılmaya değer. Neyse ki o kasvetli hava yüzünü göstermedi hala. Benim için ilk kez okul kitaplarında başlamıştı sonbaharın kötü betimlemesi. Dökülen yapraklar, gri bulutlar, soğuk ve yağmurlu havayla özdeşleşen bu mevsim üvey evlat muamelesi görmüştü hep. Bakmayın sonbaharın kasvet, karanlık, ölüm, depresyon, bunalım ayı, yalnızlığın resmi diye adının çıktığına! Alerjik, farenjit değil romantik bir aydır aslında sonbahar. Ee ne de olsa sonbaharın ortalarında doğmuş bir hüzün çocuğu konuşuyor sevimli gelecek tabi o kadar!
Yavaş yavaş ortaya çıkacak renkleri gördükçe asıl şimdi dışarı çıkıp fotoğraf çekme, gezme zamanı dedirtecek insana. Rengiyle, kokusuyla bir odunu bile şair, fotoğrafçı edebilecek güzelliktedir aslında mevsim fark edene. Depresyon hırkasını değil o güzelim trençkotlarınızı giydirir size masumane şekilde. Çoğunun içini karartsa da; bu mevsimde doğduğum için midir nedir benim içimi kıpır kıpır eder üşütmeyen bu serin havalı bahar. Belki de içinde bulunduğum Akdeniz Bölgesi'nin sonbaharıdır bana kendini sevdiren. Ülkenin bir kısmı sonbahara girerken diğer kısmının girmemesi de ayrı bir zenginliktir.
İlkbahardaki gibi sebze ve meyveler yeni yeni çıkmaya da başlamıyor üstelik. Elini uzattığın anda her şeyi taptaze sunuyor sonbahar. Bu hafta üst üste gelen düğünler, kınalar ve arkadaş toplantıları, uykusuzluk vs. başlayacak olan telaşın çanlarını çalıyordu sanki. "Gün" olarak nitelendirilen sosyal toplantıların ilklerini ben almaya gayret ettim ileride yaşayacağım zaman sıkıntısını düşünerek. Bir nevi yaza veda masası hazırlıyorum pazardan aldığım çileklerle, caanım kemer patlıcanlarla vs... Bloga girecek vakit bulamıyorum artık ne yazık ki ama güya blogu pasta tariflerimi de paylaşma amacı güderek kurmuştum. Ama yapamıyorum! Açıkçası epeydir buna kendimi zorlamama rağmen tariflerin ayrıntılarını kendime saklama takıntısından kurtulamıyor ve paylaşımcı ruhumu bir türlü ortaya koyamıyorum. Böylece bir özelliğimi daha fark etmiş oldum ama bu çocukluğu bırakıp aşmam lazım kendimi en kısa zamanda!
Sonbaharın mevsimsel özellikleri değil de bir anda başlayan o yoğunluğu sevimsiz gelmiştir bana hep. Bütün yaz sıcaktan mayışmış, tembel
tembel sanki tatil hiç bitmeyecekmiş rehavetiyle dolaşırken bir anda
kolundan tutuverir ve ani bir U dönüşüyle o yoğunluğun içine çeker
insanı hiç acımadan! İtiraf etmeliyim ki uzun süredir günlerden ne olduğunun bile farkına varmadan tatili yaşarken sabahın 7' sinde uyanmak nefsime inanılmaz ağır geldi. (Ama hava misti!) Neyse, bayram veya hafta sonu gibi kısa bir tatilin ardından bile insanlar işe başlamakta zorlanıp sendromlara giriyorsa benimkisi normal olsa gerek. Aylarca amaçsız yaşayıp bir sabah erkenden koşuşturmacaya uyanmak zor olsa da yine de şükrediyorum çünkü diğer türlüsü bir süre sonra gerçekten sıkıyor.
Vee 2012'nin son çeyreği... Heyecanla, yepyeni umut ve beklentilerle girilen ama sabun köpüğü gibi eritilen bir yılın daha son demlerini yaşattığındandır belki bu kızgınlık yılın son mevsimine! Bu yüzdendir belki de insanın içini kaplayan hüznün nedeni. Usulca merhaba der ve yine sessizce çıkar hayatımızdan...
Unutmayın; “Her şeyin bittiğini düşündüğünüz bir an gelir. İşte o an başlangıçtır.”
Louıs L’amour
Yavaş yavaş ortaya çıkacak renkleri gördükçe asıl şimdi dışarı çıkıp fotoğraf çekme, gezme zamanı dedirtecek insana. Rengiyle, kokusuyla bir odunu bile şair, fotoğrafçı edebilecek güzelliktedir aslında mevsim fark edene. Depresyon hırkasını değil o güzelim trençkotlarınızı giydirir size masumane şekilde. Çoğunun içini karartsa da; bu mevsimde doğduğum için midir nedir benim içimi kıpır kıpır eder üşütmeyen bu serin havalı bahar. Belki de içinde bulunduğum Akdeniz Bölgesi'nin sonbaharıdır bana kendini sevdiren. Ülkenin bir kısmı sonbahara girerken diğer kısmının girmemesi de ayrı bir zenginliktir.
![]() |
| 15 Eylül 2012 |
Sonbaharın mevsimsel özellikleri değil de bir anda başlayan o yoğunluğu sevimsiz gelmiştir bana hep. Bütün yaz sıcaktan mayışmış, tembel
tembel sanki tatil hiç bitmeyecekmiş rehavetiyle dolaşırken bir anda
kolundan tutuverir ve ani bir U dönüşüyle o yoğunluğun içine çeker
insanı hiç acımadan! İtiraf etmeliyim ki uzun süredir günlerden ne olduğunun bile farkına varmadan tatili yaşarken sabahın 7' sinde uyanmak nefsime inanılmaz ağır geldi. (Ama hava misti!) Neyse, bayram veya hafta sonu gibi kısa bir tatilin ardından bile insanlar işe başlamakta zorlanıp sendromlara giriyorsa benimkisi normal olsa gerek. Aylarca amaçsız yaşayıp bir sabah erkenden koşuşturmacaya uyanmak zor olsa da yine de şükrediyorum çünkü diğer türlüsü bir süre sonra gerçekten sıkıyor.Vee 2012'nin son çeyreği... Heyecanla, yepyeni umut ve beklentilerle girilen ama sabun köpüğü gibi eritilen bir yılın daha son demlerini yaşattığındandır belki bu kızgınlık yılın son mevsimine! Bu yüzdendir belki de insanın içini kaplayan hüznün nedeni. Usulca merhaba der ve yine sessizce çıkar hayatımızdan...
Unutmayın; “Her şeyin bittiğini düşündüğünüz bir an gelir. İşte o an başlangıçtır.”
Louıs L’amour

