Sayfalar

7 Ağustos 2012 Salı

Bir Tutam Bağ Günlüğü


          Ramazandan ve blog kurma fikrimden önceydi bağ tatili serüvenim. Çektiğim fotoğraflardan da bir kaçını ekledim ama yine de bu karelere baktığımda o nefes kesici panoramayı sığdıramamış olduğumu fark ettim . İzlerken çok daha derindi dağların ihtişamı . . . 
 
 


          Yukarıdan baktığınız anda gördüğünüz o ihtişamın tadını size sunan yer şehir insanının sırtını verdiği Torosların sonu olan Ahır Dağı (ahir/son). Buranın özel bir anlamı var o da havasının ve suyunun farklılığı. Trt' nin bir belgeselinde izlemiştim Kanuni Sultan Süleyman Mısır Seferi' nden dönerken burada yetiştirilen üzümleri tadar ve İstanbul'a da bu topraklardan getirtilmesini emreder. Ancak buranın havasının farklılığıdır ona bu lezzeti veren cevabıyla yıkılır. (Yıkılma kısmı var mıydı tam hatırlamıyorum.) Ayrıca, yoğunluğu ve sertliğinden dolayı bıçakla servis edilen, dünyaca ünlü Maraş dondurmasının benzersiz tadındaki sırrın saklı olduğu, yabani orkideyle (salep) beslenen ve anne sütüne en yakın olan keçi sütü gibi nimetlerini dondurma severlere cömertçe sunan yerdir Ahır Dağı yamaçları . . . (Toparlamakta epey zorlandığım bir cümle oldu yalnız nefesim kesildi. Yazıma dolaptan çıkardığım Maraş dondurmasıyla /çikolatalısıyla/ devam ederek kendimi ödüllendirmeye karar verdim. & Yerken de bunu internetten ekleme ihtiyacı hissettim, diğerleriyse bağdan görüntüler.)

Bi' Nefes!

           Eskiden de giderdik ama içimi sıkardı hep bağ hayatı. Henüz başımı dinlemeye ihtiyacımın olmadığı dönemlerimdi! Hatta o kadar ki, çocukken şehirler arası yaptığımız yolculuklarda arabanın camından o dağ evlerini, köyleri izler, oradaki insanların çok sıkıldıklarını düşünüp üzülürdüm. 'Gitmesek de görmesek de insanına' yapılan haksızlığın  nedenini merak eder, onların ikinci sınıf insan(!) muamelesi görmelerine kızardım içten içe. "İyi ki orada yaşamıyorum yoksa can sıkıntısından kesin patlardım." diye iç geçirirkense çoktan arkamda bırakmış olurdum o insanları. Şimdi ise doğanın sesini dinlemenin bana verdiği hazzı anlatamam . . .
          Bazen her şeyden kaçıp, biraz kafa dağıtmak istediğimde doğa imdadıma yetişir benim. Onunla kucaklaştığım andan itibaren beni dinginleştirir garip bir şekilde. Resetlediğim beynimle artık strese hazırımdır! Ama bunlar kısa kaçamaklar tabi, uzun olanı beni de sıkardı herhalde.
           Yoğun insan ilişkilerinden ve iş temposundan farkında olmasak da ciddi anlamda hasar görüyoruz. Her şeyden, herkesten uzakta, bir nevi insanın kendi özü olan toprakla buluşuyor olması ferahlatıyor ruhunu. Bu insanoğlunun alması gereken hayati bir nefes!

Yiyelim, İçelim, Güzelleşelim "Kâm Alalım Dünyadan"

"Yeme ve içme üzerine kuruludur bağ hayatı"
            Çocukken ne güzeldi yemeğe bakış açım! O dönemlerde yemek saatleri benim için tam bir işkenceydi . 7/24 oyun çocuğuydum ben. Oyunun en güzel yerinde seslenirdi annem. Bense annemin sesini her duyduğumda bir kapsülün, serumun hayalini kurardım. Oyununun en doruk noktasına ulaştığımız anda reva mıydı bu vedalaşma? O zamanlar aklıma gelmezdi ki bir gün ilgi alanımın büyük bir kısmını yemeğin oluşturacağı! Az yemem gereken dönemde de bir iştahtır almış başını gidiyor maşallah. Ne vardı sanki o zamanlardaki bakış açımla kalabilseydim. Her şeyde olduğu gibi bunda da zamanlamayı tutturamamış olduğum kesin! Lisenin en zayıf kızıydım oysa bir zamanlar. Neyse, aşırı zayıflık da yakışmıyor zaten bana :P Yanlış anlaşılmasın şimdilik her şey kontrolüm altında, isyanımsa kendimi kısıtlamak zorunda kalışıma . . .

            Kaç kilosun, kaç yaşındasın ? ? ? Bırakalım artık böyle rasyonel şeyleri, bu soruların miadı doldu. İnsanların eş sayıları kullanıp da, görüntü olarak aralarında dağlar kadar fark olduğunu görebiliyoruz artık. O halde hala neyin peşindeyiz? Önemli olan o insanın kaç yaşında göründüğü değil midir? "Görüntüyü de geçin." diyemiyorum çünkü herkeste bir şekilciliktir almış başını gidiyor. Kadınlara yapılan bu toplumsal baskıya kısaca değindikten sonra devam etmek istiyorum. Etrafımdakilerin başının etini yediğim yetmezmiş gibi bir de burada başlamayayım :)

          Tartı kullanmayı bırakalı uzun zaman oldu. Sınırımı; içine giremediğim kotlarım belirler benim. Düğmesini vurmakta zorlandığım anda kontrol merkezimi çalıştırır, tekrar o kotun içine girmeye azmederim. İşte benim rejim anlayışım da bu kadar! Ha bir de akşam saat 19-20 gibi bırakmaya çalışırım yemek yemeyi. Çünkü biz uyuduktan sonra en yavaş çalışan organımızdır mide. İçeriği değişse de hayal benim vazgeçilmezim : kendimi frenlemeden sınırsız yemek ve zayıf kalmak gibi . . .

Yiyoruz Da Ne Yediğimizi Biliyor muyuz!?

            "Aman yiyen ölüyor da yemeyen ölmüyor mu?" mantığı yürütenlerimiz de süregelmiştir yıllardır., "Doğalcıyım, organikçiyim." diye pıtrak gibi çoğalanlarımız da. Gerçi CNN'de Doğan İslamoğlu'nun Yeşil Doğa programını izlerken dün bir kez daha kendimi çok cahil hissettim. Meğersem doğal ve organik arasında o kadar fark varmış ki . . . Neyse, biz ne kadar dikkat edersek edelim yediriyorlar işte bize genetiği değiştirilmiş ürünleri bildikleri gibi. Burada yediklerimin üzerine (özellikle de mis gibi kokan domatesten sonra) marketten alınanları tükettiğimde lastik yiyormuş hissine kapılıyorum. İnsanoğlu sadece kendi yiyeceği toprağa zarar vermez değil mi? Hani işte son zamanlarda hep dilimize pelesenk olmuş 3 harfliden korkuyoruz ya. "GDO denen o salgın." Mümessiller, o ithal  tohumlarını köy köy gezip bedavaya verdi zamanında, bizim amcalarımız da alıp onu hiç düşünmeden bir güzel ekti. Bundan sonra sırf kendileri yemek için bile bir köşe ayırıp orada yetiştirmek isteseler olmuyor çünkü bu tohuma alışan toprak artık başkasını kabul etmiyor :( Bundan sonra mecburen ithal tohumu ekip, üzerine de o tohumun kod numarası yazan gübreyi kullanmak zorundalar.  E bizlere de o sebzeyi, meyveyi, eti, tavuğu. afiyetle yemek düşüyor itiraz lüksümüz olmadan. İlaçlar, tohumlar öyle bir zehirledi ki bizi hastanelere sağlık göçü eder olduk şimdilerde . . .

Devam edecek . . .     
                                                                                                                                
Güzel Bir Ağustos Ayı Olsun :)

         
  {Tek kalem bir şey yazmış değilim devamı için bu yüzden ben de bilmiyorum neler olacağını...}