Ramazandan ve blog kurma fikrimden önceydi bağ tatili serüvenim.
Çektiğim fotoğraflardan da bir kaçını ekledim ama yine de bu karelere baktığımda o nefes kesici
panoramayı sığdıramamış olduğumu fark ettim . İzlerken çok daha derindi dağların
ihtişamı . . .

Yukarıdan baktığınız anda gördüğünüz o ihtişamın tadını size
sunan yer şehir insanının sırtını verdiği Torosların sonu olan Ahır Dağı (ahir/son).
Buranın özel bir anlamı var o da havasının ve suyunun farklılığı. Trt'
nin bir belgeselinde izlemiştim Kanuni Sultan Süleyman Mısır Seferi'
nden dönerken burada yetiştirilen üzümleri tadar ve İstanbul'a da bu
topraklardan getirtilmesini emreder. Ancak buranın havasının
farklılığıdır ona bu lezzeti veren cevabıyla yıkılır. (Yıkılma kısmı var
mıydı tam hatırlamıyorum.) Ayrıca, yoğunluğu ve
sertliğinden
dolayı bıçakla servis edilen, dünyaca ünlü Maraş dondurmasının benzersiz
tadındaki sırrın saklı olduğu, yabani orkideyle (salep) beslenen ve anne
sütüne en
yakın olan keçi sütü gibi nimetlerini dondurma severlere cömertçe sunan
yerdir Ahır Dağı yamaçları . . . (Toparlamakta epey zorlandığım bir cümle oldu yalnız nefesim kesildi. Yazıma dolaptan çıkardığım Maraş dondurmasıyla /çikolatalısıyla/ devam
ederek kendimi ödüllendirmeye karar verdim. & Yerken de bunu
internetten ekleme ihtiyacı hissettim, diğerleriyse bağdan görüntüler.)
Eskiden de giderdik ama içimi sıkardı hep bağ hayatı. Henüz başımı dinlemeye ihtiyacımın olmadığı dönemlerimdi!
Hatta o kadar ki, çocukken şehirler arası yaptığımız yolculuklarda
arabanın camından o dağ evlerini, köyleri izler, oradaki insanların çok
sıkıldıklarını düşünüp üzülürdüm. 'Gitmesek de görmesek de
insanına' yapılan haksızlığın nedenini merak eder, onların ikinci
sınıf insan(!) muamelesi görmelerine kızardım içten içe. "İyi ki orada yaşamıyorum yoksa can sıkıntısından kesin patlardım." diye iç geçirirkense çoktan arkamda bırakmış olurdum o insanları. Şimdi ise doğanın sesini dinlemenin bana verdiği hazzı anlatamam . . .
Bazen her şeyden kaçıp, biraz kafa dağıtmak istediğimde doğa imdadıma
yetişir benim. Onunla kucaklaştığım andan itibaren beni dinginleştirir
garip bir şekilde. Resetlediğim beynimle artık strese hazırımdır! Ama bunlar kısa kaçamaklar tabi, uzun olanı beni de sıkardı herhalde.Yoğun insan ilişkilerinden ve iş temposundan farkında olmasak da ciddi anlamda hasar görüyoruz. Her şeyden, herkesten uzakta, bir nevi insanın kendi özü olan toprakla buluşuyor olması ferahlatıyor ruhunu. Bu insanoğlunun alması gereken hayati bir nefes!
Yiyelim, İçelim, Güzelleşelim "Kâm Alalım Dünyadan"
![]() |
| "Yeme ve içme üzerine kuruludur bağ hayatı" |
Kaç kilosun, kaç yaşındasın ? ? ? Bırakalım artık böyle rasyonel şeyleri, bu soruların miadı doldu. İnsanların eş sayıları kullanıp da, görüntü olarak aralarında dağlar kadar fark olduğunu görebiliyoruz artık. O halde hala neyin peşindeyiz? Önemli olan o insanın kaç yaşında göründüğü değil midir? "Görüntüyü de geçin." diyemiyorum çünkü herkeste bir şekilciliktir almış başını gidiyor. Kadınlara yapılan bu toplumsal baskıya kısaca değindikten sonra devam etmek istiyorum. Etrafımdakilerin başının etini yediğim yetmezmiş gibi bir de burada başlamayayım :)
Tartı kullanmayı bırakalı uzun zaman oldu. Sınırımı; içine giremediğim kotlarım belirler benim. Düğmesini vurmakta zorlandığım anda kontrol merkezimi çalıştırır, tekrar o kotun içine girmeye azmederim. İşte benim rejim anlayışım da bu kadar! Ha bir de akşam saat 19-20 gibi bırakmaya çalışırım yemek yemeyi. Çünkü biz uyuduktan sonra en yavaş çalışan organımızdır mide. İçeriği değişse de hayal benim vazgeçilmezim : kendimi frenlemeden sınırsız yemek ve zayıf kalmak gibi . . .
Yiyoruz Da Ne Yediğimizi Biliyor muyuz!?
Devam edecek . . .
| Güzel Bir Ağustos Ayı Olsun :) |
{Tek kalem bir şey yazmış değilim devamı için bu yüzden ben de bilmiyorum neler olacağını...}



