Sayfalar

28 Ağustos 2012 Salı

Kararsızlıkta Kararlıyım

Gitsem mi gitmesem mi, söylesem mi söylemesem mi, alsam mı almasam mı??? diye uzayıııp giden ve neticede bir mutabakata varılamayan, en sonundaysa yerini 'farketmez'e bırakan yorucu bir tempo içindedir kararsız insan! "En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir." klasiği ne kadar gerçekçidir tartışılır; ama eğer evet-hayır ekseninde gidip gelen bir hayat döngüsü içindeyseniz ciddi bir probleminizin olduğu kesin! Şiddetli seçimsizlik akımına kendini kaptıranlardan biri olarak bunun sebebi nedir, bundan nasıl kurtulunur diye düşünüyorum epeydir. Yanlış yapma korkusu, mükemmeliyetçilik duygusu, daha iyisi olabilir mi kaygısı, sorumluluk veya risk almaktan kaçış? Sorunun kaynağının hangisi olduğu cevabını henüz bulmuş değilim; ama test tekniğine alıştırılmış bir yetişkinler ordusu grubuna dahil olduğum düşünülürse hızlı hızlı, acaba şu mu bu mu demeden hemen bir karar verebilmem beklenir ancak benim için acabaların yanıtını bulmak neredeyse imkansız!

Kronik Karasızlık

      Hani hep sorarlar ya en sevdiğin şarkıcı kim falan diye. İşte o anlarda, ben de herkes gibi birinde karar kılıp 'İşte bu.' demeyi çok istemişimdir, ama ne mümkün! En sevdiğim şarkıyı sormayın bana. En sevdiğim rengi, en sevdiğim yemeği, en sevdiğim arkadaşımı da . . . Hala cevabını bulamadım çünkü hiçbirinin. Bu gün şuysa başka bir gün öbürü. Kendimi tanıdıkça anladım ki "en" diye bir şey de yoktu aslında benim literatürümde! Hepsinde ayrı bir güzel yan bulup hiçbirinden vazgeçemeyişim; seçenekler arasında sıkışıp, gelgitler yaşama sebebimdi.

      İnsan isminin anlamına çeker denir ya hep. Kökeni Arapça olan ismimin anlamı; أَسْرَ  hızlı, seri, hareketli, en çabuk, karanlıkta yol gösterenmiş! Tamam genellikle seriyimdir ama karar vermede aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bu konuda da adımın anlamını taşısaymışım keşke. Neli olsun dondurmanız? Fıstıklı... Yo çikolatalı... Neyse sade olsun... Ya da neyse dondurmadan vazgeçtim (!) modunda, işte böyle bir hal içindeyiiim, aslında derin keder içindeyiimm, bazen bilmeyerek ne yaptığımııı, iyi-kötü, güzel-çirkin her biçimdeyiimm (söz & müzik: Candan Erçetin). Seçim yaparken muallakta kaldığım anlarda benim yerime karar veren birileri olsun istiyorum hep yanımda. Günlük yaşantımı zora sokan bu gülsem mi ağlasam mı derecesindeki sevimsiz durumdan hiç hoşlanmıyorum. Hatta bazı anlarda 'acaba' paradokslarımın irade iflasıma neden olacağından bile korkuyorum.

En basit bir alışveriş aktivitesi bile bazen işkenceye dönüşebiliyor. Mango'dan alışveriş yapabilen arkadaşlara şaşırıyorum mesela. Çünkü orada öyle baş döndürücü bir çeşitlilik var ki! Bir dünya seçenek arasında tercih yapmak kararsız bir insanın harcı değildir. Bana butik tarzı az, öz! İstisnai ve şaşılası bir durum söz konusu ki o da birilerinin karar vermekte zorlandığı anlarda bana danışması ve verdiğim karardan memnuniyet duyması! Öyle ki alışveriş için şehir dışına bile çıksalar benden eşlik etmemi isteyenlere zevkle eşlik edebilmem, kime ne yakıştığı konusunda gayet isabetli kararlar verebilmem de ayrı bir muamma. Başkasına gelince serileştiğimi gördüğüm o anlarda kendimi tanıyamıyorum. Kendine ne kadar hayrı yoksa da başkasını bu denli memnun ediyor olabilmek haksızlık! 

Kalp Çarpar Beyin Bölermiş

     Karar veren kalp midir beyin midir? Yön veren karar mekanizması kişiden kişiye değişir aslında. Kendimi düşünüyorum duygusal mı mantıksal mıyım (?) diye. Karar veremedim şimdi! Aşırı duygusal oluşum beni elimden geldiği kadar kalbimin sesine kulak tıkayıp mantık çalıştırmaya itiyor. Dilinin yanmaması için beynin öngörüsüne ihtiyaç duyar mantık insanı. Bazen hata yapmamak, bazen de pişman olmamak için ince eleyip sık dokurken sarf edilen soğuk terlerin faydası da oluyor mudur peki, hayır! Belki de evet! “Hayır” çünkü zaman çok değerli. hızlı yaşa genç öl, diyorum kendi kendime sonra al başına belayı, ayıkla pirincin taşını durumları. “Evet” diyorum çünkü o zaman da daha az ağrısız bir başa sahip oluyorsun çok boyutlu düşünüp karar verdiğinde. Belki başta yoruluyorsun ama sonradan ceremesini çekmiyorsun en azından.

     Ama en nihayetinde unutmamak gerekir ki hatalar ve yanlışlar insanlar içindir. Sözün özü karar verip tevekkül etmekten başka çok da yapacak bir şey yoktur aslında. Ama ne yaparsanız yapın alacağınız kararlar hayatınızın dönüm noktalarıysa, kesinlikle kendi kararınızı verin. Ne anne, ne baba ne de yakın bir arkadaş kararı! Çünkü en azından yanlış bir karar verdiğinizde “Ben yaptım.” demenin verdiği hafiflik sizin kendinizi bir nebze de olsa daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Başkasının verdiği yanlış kararın sonuçları altında ezilmekten daha iyidir, tecrübeyle de sabittir . . .
 
Bir de kararsızlıktan tamamen farklı bir durum vardır. O da insanın ne yapması gerektiğini bilip bir türlü yapamaması, söyleyememesidir ki buna basiretin bağlanması denir o da daha fenadır işte. İkisi de insan ömrünü tüketmede ölümüne kapışır!

Sanki Araf'tasın Mübarek!

     Sevap ve günahları eşit olanlar ile henüz haklarında karar verilmemiş olanların cennetle cehennem arasında kaldıkları yerdir Araf! Bir tür bekleme lobisi işte ;) Önemli kararları alırken onu aklın süzgecinden geçirip sapla samanın bir türlü ayırt edilemediği durumlar insanın Araf'ta kaldığının resmidir. Hani kişinin önünde iki yol vardır; ya cennete götürür ya da cehenneme hesabı. Bir taraftan şiddetle cennete kavuşma ümidi taşıyorken diğer yandan cehennemin kızgın yüzünün yakacağından korkar insan. Araf'a benzettiğim için 'abartma' diyeceksiniz belki şuan ama teşbihte hata olmaz işte yazarken dozunu arttırdım kararsızlığın ve buralara kadar geldi konu.

     Arafta kalmak, refleksif kararların ötesinde artık uç örneklerin yaşandığı anlardır. Çok sevdiği biri tarafından aldatılan adamı düşünsenizse. Sevgilisinin "pişmanım affet" yakarışına rağmen onu bir türlü affedemiyor ama bir karar da vermesi lazım; çünkü belirsizlik onun için en yakıcı olanı. Kadından gelen bu karmaşık sinyal adamı Araf'ta bırakmaya yetmiştir. Hem evet hem hayıra eşit uzaklıktayken ne tarafın cennet ne taraf cehennem olduğunu bilmeden umut, korku ve belirsizlik içinde sıkışıp kalmıştır adam. Bir tercih edememe durumundan kaynaklanan, emin olamama "ara"da kalma halini başka örneklere girmiş şekilde yaşatır hayat bize de. Allah kimseyi aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık dedirtecek sınavlarla karşılaştırmasın, zorlu seçimlerle imtihan etmesin tabi. (Elif Şafak'ın bütün kitaplarını okudum neredeyse; ama peki ya Araf'ı? I ıh hiçbir çağrışım yapamadım şu an, es mi geçmiştim acaba?)

     Ha unutmadan ben de teraziyim desem özet geçmiş olurum sanırım. İşte terazi insanının dengesiz diye yaftalanmasının sebebi budur. Ama neymiş dengesizlik değil ka-rar-sız-lık-mış! Çift karar mercii (kalp-beyin) olunca ancak bu kadar denge sağlanabiliyor işte devamlı düşünen insan modelinde. Şaka bir yana fark ettim ki; kötü bir sonuç da doğursa yaptığım şeylerden duyduğum pişmanlıklar zamanla geçiyor ama yapamadıklarımınki geçmiyor. Geçen tek şey zaman oluyor . . . 


Bağladım ki ideal seçim için kendini zorlamaktansa kötünün iyisi de olsa bi' karar ver kurtul, ha baktın memnun kalmadın mı değiştir, sil baştan. Canım ne de olsa karar benim değil mi :) Hepimize asılı beklemekte olan her şeyi bir an önce neticelendirip, hayırlı kararlar alabilmeyi diliyorum!

                eSS'


    "Yapmak istediğin şey için düşünerek karar ver, verdiğin kararı da mutlaka yap." (Benjamin Franklin)