Sayfalar

30 Aralık 2012 Pazar

Ver Elini 2013

Yılın son çeyreğinde yaptığım bir iş ortamı değişikliği köy şartlarına alışmamış bünyeme hiç de iyi gelmedi. Her öksürdüğümde "Offf ne kadar kötü öksürüyosun sen öyle!" diyenlere neredeyse çevreye verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dileme boyutuna geçeceğim şu mevsim bitse de kurtulsak artık. Memlekete kar yağmış okuldaki ısınma problemi daha çözülecek daha çözülecek! "Sıfır ısı" çaresizliği içinde hastalığımın azıp, kronikleşmesinden korkuyorum. Sabah yatağıma: "Bekle beni geri döneceğim." diye vedalaşırkenki hüzün tablom iç burkan cinsten. Sevgili 2012 hakkını yiyemem güzel bir yıldın ama keşke kapanışı böyle yapmasaydık da seni hep iyi hatırlasaydım! 

Geçen seneye kadar işe gidip gelirken kendini fabrikatör gibi hisseden ben bu seneki okulumda kendimi mevsimlik işçilere benzetir oldum. Ne kadar da güzel başlamıştık oysa 2012'ye. Sabah istediğim saatte kalkar duşumu alır, arkadaşlarda dönüşümlü davetler halinde kahvaltı yapardık. Ve gülmekten gözlerimizden yaşların aktığı o okul koridorları... Şimdiyse iki büklüm resmen buzullarda ders işliyoruz! Gerçi bu duruma küçük de olsa bir çözüm buldum sayılır (en azından hayatta kalabilmek adına). Titrememi dindirmek için fotokopi makinesine dadandım şu aralar. Çok güzel oluyor. Gelen kağıtları elime, yüzüme sürüyorum, sıccacık ohh miss! Dahası utanmasam buz tutan ayaklarıma da sarabilirim o kağıtları! Hem çocuklara hem de bana faydalı bulduğum bu yöntemin neden daha önce aklıma gelmediğine hayıflanıyorum şimdi. Bu soğuk kış günlerinde çocuklara da bol bol ödev ne güzel, hem sıkılmazlar da(!) Sanırım beynim de benimle beraber dondu, biri beni düzeltsin artık!

 Bir KGündür Gözümün Önünden Gitmeyen İş Makinesi...
          İnsanların konuşurken "sene 1978..." filan diye nokta atışıyla söze başlamaları bende hep hayranlık uyandırmıştır. Nerden aklında tutuyorsun, nasıl bir hafızadır bu(?) benim için akıl alır bir durum değil! Mesela sene 2005 diyorum nedense bende hiçbir çağrışım uyandırmıyor! Ama hatırlıyorum üniversitede 'Sene bilmem kaçta gazetelerde eğitimle ilgili çıkan haberler neydi?' sorulu bir ödev için milli kütüphaneye gidip o yılın atıyorum Milliyet Gazetesi'nin toplu halde bulunduğu kara kaplı ağır mı ağır arşivini karıştırdığım geçmişe yolculuk serüvenimde eğitim dışında her şeyin ilgimi çektiği haberleri okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamazdım.  

İşte bu yüzdendir "2012'de neler yaşadık, bir göz atalım." yazısıyla yılın önemli gelişmelerini yazmayı düşündüm ama vazgeçtim sonra. 15 yaşında istemediği biriyle evlendirilen, sonra kuzenlerinin tecavüzüne uğrayıp hamile kaldığı için töreler gereğince öldürülen çocuğun gömülme şeklinin bende uyandırdığı hissi anlatacak kelime bulamıyorum. Ailesinden hiç kimse katılmadığı için toprağının iş makinesiyle kazılması sahnesini bir türlü zihnimden çıkaramama durumum bu yılın haber arşivine bakma fikrinden beni soğuttu...

Vee 2013...
          Bir bakmışsın sihirli bir değnek dokunmuş ve bu kadarını ben bile beklemiyordum dedirten bir yıl olmuş! E olur mu olur ;) Acısıyla tatlısıyla yıllar gelip geçiyor... Ev arkadaşımın depresif bir anında ona: "Allah kimseye kaldıramayacağı yükü vermez" dediğimde Banu'cuğumun bana "Zaten kaldıramadığı zaman ölür." serzenişi geldi şimdi aklıma :) 

     Umutla başlayan ve herkes için güzel süregelen bir yıl olsun inşallah...

     Hepinize mutlu yıllar!!!

20 Aralık 2012 Perşembe

Kıyamete Bir Kala

      Dünya'nın beşinci güneş çağından, altıncı güneş çağına gireceğini belirten maya takvimine göre verilen koordinatlara denk gelmiş olmama rağmen o gece bir kına gecesi planım var bakalım, eğer hastalıktan kafamı kaldırabilirsem tabi! İnsanoğlunun gelip gelebileceği son nokta dedirtecek menüye bir göz attım da: Kıyamet çorbası / Son kepçe çorbası, Cennet kebabı, Ateş pilavı ve son olarak Yasak elma tatlısı... E hesap lütfen! Ağır ağır şarabını yudumlarken bir yandan da dünyanın sonunu izleyeceğini düşünmek nasıl bir fantazi aleminde yaşamaktır acaba? Bana ne ben de istiyorum bu rahatlıktan!

 Maya Tutmadı


     Yarınki gazetelerde beklediğim muhtemel manşet! Yok daha ben gencim, ölmek istemiyorum diyenlerin yanı sıra, yarın kıyametin kopacağını bekleyenlerin de aramızda olduğu 21 aralığı karşılamaya saatler kala son hazırlıklarını da tamamlamanın rahatlığıyla bekleyişe geçenleri gördükçe içten içe kıyametin kopmasını istememek elde değil. 


      Kıyamet kopmadığı taktirde mutlu mesut evlerine mi dönecekler yoksa yıllarca bel bağladıkları inançlarının yarattığı hayal kırıklığıyla boşluğa düşüp müslüman olmaya mı karar verecekler bilinmez! (Yok artık) Bu durum ilkel çağlarda kurulan engizisyon mahkemelerini aklıma getirdi nedense. Zaman; Dünya'nın yuvarlak olduğunu iddia eden Galileo'ya reva gördüğü yargılamaların yerini, geyik kapasitemizin tavan yapmasına bırakacak kadar olgunlaştırmıştı bizi... Hayatı ciddiye almayıp herşeye espriyle yaklaşabilen olgun insanlara bayılıyorum. Kapış kapış giden 45 milyon ikramiyeli milli piyangolar da olaya nasıl baktığımızın bir diğer göstergesi. Çekiliş günü beklene dursun 2013 yılının zengin talihlisinin şimdiden Şirince olduğu kesin. Gelen konukların ceplerinin son kuruşlarına kadar silkelendiği en uzun gece...

          Biz küçükken takvimlerin arkasında bugün doğacaklara kız ismi-erkek ismi olurdu, hala var mı bilmiyorum. (Demek ki o tavsiyeye uyup isim koyanlar vardı.) Nedense o isimler hiçbir zaman karizmatik isimler olmazdı. erkek ismi: Zekeriya / kız ismi: Mualla!

          Blog sayfamda nostalji yapip yarın doğacaklara önereceğim isimler: Maya, İsrafil, Şirince, Kıymet...(Ünisekstir)
          Kıyametten sonra görüşmek üzere!   



 Şeb-i Arûs

   Okudukça Şems'i kendisinden daha çok sevmemi sağlayan yüksek lisans tez konumdu Mevlana...
Çok sevdiğim bir sözüdür: ''Kabuğu kırılan sedef üzüntü vermesin sana, içinde inci tanesi vardır."

          Ölümünün 739. yıl dönümünde sevgi ve saygıyla hatırlanmak herkese nasip olmaz. 
                                                                                                          Nur içinde yatsın inşallah...