Sayfalar

15 Mart 2013 Cuma

Hey! Doğa Seni Çağırıyor

İnsanın aklını başından alan şeydir gürültü. Hele buna bir de iş yerinde maruz kalmak zorunda bırakılıyorsanız. Değişik bir kilitlenme anı ve iliklerinize kadar işleyen yorgunluğun pençesinde daha bir çekilmez olur.  Artık düzenli öğünlerim olmasa da dengeli ve hiç şaşmayan "Aaa ben o_nu hiç unut_tummmm" larım var şükür hayatımda! Kollarımdaysa zamanlamasını kaçırmamam gereken notlarım, dövme misali tenimle bütünleşen. Durur durur bir anda yakalayıverir işte koşuşturmaca insanı. Yazın payına düşense; bıçak gibi kesilen yoğunluktur bizde, koca bir boşluğun ortasında. Neden sanki düzenli periyotlarla yıl içinde dağılmazlarsa? Bir cuma günü gelir ve artık yapacak tek bir işin bile yoktur. E şimdi tek bir dizi kültürüm bile kalmamışken artık neyin önemi vardı ki hayatta! Rumuz: Sudan çıkmış balık.

İş Ortası Sürpriz Devre Arası
Havanın degişmesiyle havada değiştirecek bir sabaha denk gelmemle başlamıştı her şey. Daha düne kadar ağaçları kökünden sökmeye yeminli gibiydi oysa rüzgar. Ama işte biri camdan dışarı bakarken kumandanın tuşuna basmış ve günlerdir süren bu rüzgarlı hava moduna daha fazla dayanamayıp bi' tıkla değiştirivermişti sanki. Ufak, masum bi tık.. Ki sabitleyebiliriz de bence hiç mahsuru yok! İşte o anların farkındalığını bende sağlayan şeydi çalan telefonum en çekmeyeninden! Kafanı kaşıyacak vaktin olmasa da o telefona bakılacak ilkesi içinde hemen cevap vermiştim. Ama anlaşmak ne mümkün! Karşıdaki duymuyorum, anlamıyorum, çekmiyor modunda. Ben duyuyor ve anlıyordum oysa! Ama çaresiz öğretmenler odasından çıktım ve sonra bahçede ilerledim, ilerledim... İşte artık çeken bir yer bulmuştum, beni de içine çeken o yer! 
 
Belgrad değilse de bir iş yeri için olağanüstü bence
İtiraf etmeliyim ki hiç bir güç sabahın ilk saatlerinde beni yatağımdan çıkarıp şehirden uzak bir yerde yürüme fantazisi yaşatamazdı. E madem mecburiyetler getirecekti beni buralara hergün spor kıyafetler giyip gelmeliydim okula. En azından göz açıp kapayıncaya kadar sürecek bu serin havanın, nemli toprağın veda edişine dek eşlik etmeliydim ona. Zaten yaza selam çakmış güneşin etkisiyle fazla uzun sürmeyecek o kasvetli, sıcak havalar üzerimde ağır bir tembelliğe yol açacak ve istesem de bu yürüyüşleri yaptırmayacaktı bana. Öyleyse her şey mübah olmalıydı mantığıyla bu kadar da kredim vardı sanırım okulda! Ciğerlerimi parçalayacak sandığım havanın çarpmasıyla anlamıştım ki epeyce hamlamışım bütün kış boyunca. Okula döndüğümde kana tere batmış beni gören şaşkın ve meraklı arkadaşım "Nerdeydin sen bütün gün?" dediğinde "Çok şey kaçırdınız." demekle yetindim. O güzelliği çektiğim fotoğraflarla bile ifade edemezken nasıl ikna edebilirdim ki yürümeye! Yürüyüş değil ama orada bir kısır yapma konusunda hemfikirdik hiç değilse...

Bir Hava Nasıl Böyle Güzel Kokabilir!
Barajı sığdıramadığım bir görsel daha
Ya da neden hep böyle güzel kokmaz ki hava? Bahar sen nelere kadirsin! Ağaçların gölgesinde, otun ve çiçeklerin o mis kokusuna ve dahi kuş seslerine nasıl da ihtiyacı varmış ruhumun. Şöyle bir nefes alıp tekrar o angaryanin içine dalacaktım ama olsun. Bir buçuk saatlik yürüyüşün ardından bu mini şarj bir süre daha götürürdü artık beni hiç olmazsa. Dünyanın en güzel renklerinden yeşilin tonları  bir tepsiyle sunulmuştu sanki. Sanırım şu an itibariyle zoraki nekahat dönemi sona ermiş ve bahara girmiş bulunuyoruz. Hayırlı uğurlu olsun. Peki ben nereden mi buluyorum bu kadar boş vakti orda? Adını normal eğitim koydukları ve yarım gün çalışan öğretmenlere benim de sizin gibi uzaktan gıpta ederek baktığım bir düzen içindeki öğle araları o uzun tenefüslerdi işte sebebim. Belki sosyal faaliyet yapar yüzmek filan istersiniz diye düşünülmüş olacak ki ya da ne bileyim olmayan evinizde yemek yersiniz gibi gibi. Bizse bütün bunları elimizin tersiyle itip sandalyemizde oturmuş geyik yaparak doldurmayi tercih ediyorduk nedense o uzun araları! Belki de en hayırlısının gün boyu okuldan hiç çıkmamamız olduğu düşünülmüş ve buna karar verilmişti bu köyün âdedinde! Üniversitede de tıpkı bu mantıkla uzun ve meşakkatli ödevler verilir, biz de bir türlü gözümüzü açamaz, anarşist filan olmaya vakit bulamazdık işte... 

Murad Neyin Peşindesin?
En gezilesi mevsimde birileri bunun tadını çıkara dursun ben seyre! Bu günlerde dünyayı gezerken çektiği fotoğraflarda kız arkadaşını karenin bir parçası haline getirerek meşhur olan Murad Osmann'ın diğer fotoğrafları da aynı kurguda. Fotoğraflarda bir olağanüstülük yok belki evet ama bence fikir harika!  http://www.beautifullife.info/art-works/follow-me-to-by-murad-osmann/ 
Size aklıma gelen onlarca ilkbahar şarkısından sadece biri ve sanırım en güzeliyle veda ediyorum.
Yüreğiniz hiçbir gücün içinizdeki heyecanı söndürmesine izin vermediği bahar sevinçleriyle dolsun her daim...
    Hoşçakalın!


11 Şubat 2013 Pazartesi

Sömestr Da Bitti, Sıradaki!

       Evren için küçük, insanlık için büyük bulduğum yirmi günlük tatil sonrası; Yiğit Özgür'ün kara mizah türünden bir karikatürüyle herkese merhaba :) Bana çok fazla uzaklaşmak iyi gelmiyor. Yanında buram buram, sıcacık pidesiyle çarşı tava burnumda tütüyor. Ayağımın tozuyla henüz fırsatım olmadı yemeye ama özlem duyduğum tek şeyin de bu olması pek manidar.. Ben özellikle yazlari tum resmi kurumlari filan kapali zannederim. Siz siz olun tatildeyken herkesi de tatilde zannetme gafletine kapılmayın benim gibi. Aradığınız arkadaşınıza kırdığınız potu toparlamaya çalıştığınızda bile ona küfür gibi geleceği kesin. Bugün is basi ve okulda kimi dinlediysem gece pazartesi sendromuna girdiğini ve uyuyamadığını söyledi.  Bendeyse gün boyunca sanki okulun son günüymüş hissi vardı ne garip! (Acı tokat teğet geçmişti belli ki.) Henüz o rehavetten kurtulamamış, uçak fobisi olan bir insana yapılabilecek en son şey olan rötar sonrası nevrim dönmüş vaziyette mışıl mışıl uyumuştum. Halen üzerimde gereksiz bir mutluluk var...

Bi' Kereden Bir Şey Olmaz Deyip...

Erdem Kıramer\Nişantaşı
       İstanbul'da evden çıkıp daha adımlamaya başlamadan karşımda bütün davetkar haliyle beni çağıran o tabela! Bana bakıyor, sanki beni çağırıyor. Her gün bu tablo karşısında kendimi frenlemek çok güçtü benim için. Ve sonunda... Dayanamayıp girdim o kapıdan içeri. Dergi, Tv. çekimlerinin kuaförü Erdem Kıramer' den başkası değildi bende bu merakı uyandıran. Benim için zor bir karar olsa da sözünü dinleyip saçlarımı boyattım onun istediği renge! (Olduğundan çok koyu doğal bir ton işte.) İşlem yapılırken hemen yanımda oturan bayanın saçları kesiliyor (ki bir kesim 200 TL) o da bir yandan elli TL'lik banknotları toparlamaya çalışıyordu. Bir kısmı yere düştü. Söylesem mi dedim ama sonra vazgeçtim. Ben kesim için ücreti ayarladı zannederken O: "Saçımı kim yıkamıştı al bakalım, kim taradı sen de al, sen de al vs diyerek başladı bahşiş dağıtmaya, teşekkür amaçlı. Ben tarayaydım (!) Teyzeye başarılar diledim. Bense memnuniyetimi çıkarken sadece göz kırparak belirtmekle yetinmiştim...   

Kısa Mesafe Yolcusu

Ne hayata küsmüş mağaza çalışanları ne de kısa mesafeye trip atan taksiciler keyfinizi kaçıramazdı tatildeyken. Geçen ay uygulamaya girmiş bir haberden bihaber; hangi kısa mesafe için taksi çevirsem itiraz görmeden kabul edilmemi garipsedim önce. Siz de benim gibi kısa mesafelerin adamıysanız üvey evlat muamelesi gördüğünüz olmuştur. İndi bindidense uzun mesafe yolcusu almak her zaman işine gelir taksicinin. Nette bakınmaya başladım ve karşıma "Kısa mesafeye yolcu almayan 365 araca 26 bin lira ceza kesildi." gibi haberler çıkmaya başladı. Böylece kısa mesafe kabul etmeme lüksünü ortadan kaldıran bu yeni uygulama öğrenmiş oldum. Yalnız taksiciler para cezası korkusuyla sizi reddetmese de bunun acısını kaba davranarak sizden çıkarıyor aklınızda bulunsun. (Örneğin bana çok yüksek ses arabesk müzik dinletti, dövse iyiydi.)

Kalan Sağlar Bizimdir!

         Okuduklarınız mı? Buz dağının sadece görünen kısmı! Tadında kalsın diye ortalama bir karakter sayısı belirlediğim ve bunu geçmemek için kendimi kastığım yazıma bittikten hemen sonra şöyle bir göz attığımda akıllara zarar bir durumla karşı karşıya kalıyorum her seferinde. Öyle ki geriye dönüp baktığımda "Aman Allah'ım bu ne! Nasıl kısaltılır ki bu yazı?" deyip başlıyorum kırpmaya. İşte benim için de işin en (tek) yorucu kısmı bu! Her biri zincirleme birbiriyle bağlantılı cümlelerin hiç birinden vazgeçemeyip işin içinden çıkamıyorum bir süre. Ama sonra çaresiz konuları kısım kısım kesip, hoopp çöpe! Bu sefer de bana daldan dala hissi veriyor. Neydi ne oldu formatında, ilk halinden çok daha kısa ve öz hale gelip; değindiği onca konudan vazgeçmek elbette zor bir durum yazan için. Yine de istemediğim o uzun soluklu görüntüye engel olamadığım durumlarda beni mazur görün lütfen. 

Sevgiler...

6 Ocak 2013 Pazar

Anna Karenina

Uyanır uyanmaz perdeyi tamamen aralayarak çıplak bıraktığım penceremden, her yerin yoğun bir sis altında uyurkenki manzarasıliğinde yazdığım 2013' ün bu ilk yazısıyla herkese merhaba... Derya' cığımın elime tutuşturduğu bu kitabı okurken hatır için tamamlamaya karar vermiştim önce çünkü kim 200 yıl önce yazılmış, gündemde zerre yer işgal etmeyen kitaba bu kadar zaman ayırırdı ki, hele de benim gibi sabır eşiği düşük biri için! Okurken zaman zaman Aşkı Memnu' nun aklıma geldiği benzer türevde kitabı, Halit Ziya ortalama 500 sayfada anlatma başarısı yakalamıştı ne güzel! Bunca uzun betimlemenin geçtiği bin küsur sayfa kitap mı olur diye söylene söylene her gün derse başlamadan önceki 20 dakikamı ayırarak üzerimdeki yükü atmam mümkün görünmüyordu ki NTV 'de tesadüfen duyduğum kitabın vizyona çıkacak filmi için verilen övgüleri duyana kadar! 

Genellikle dokunduğunu kurutan biri için şaşırtıcı bir gelişmeydi bu ve bende müthiş bir sevince yol açmıştı. İşte tam da bunun verdiği gazla günlük sayfa sayımı 300' e çıkararak bugün izlemeye gideceğimiz (!) filme kadar yetiştirmeye çalıştım finali. Aman yanıltmasın, deliler gibi kitap okuyan biri değilim artık! Artık diyorum çünkü ortaokul yıllarından üniversite sona kadar kendimle yarışır, iki günde bir kitap bitirirdim. Dahası sınav dönemlerinin biteceği  ve kendimi bu eşsiz zevke adayacağım yılların gelmesini hayal ederdim hep. Bütün o anlamsız hareketlilik bitecek ve kendimi kitaplarıma adayacaktım! Ancak nedensiz bir şekilde kitap okuma serüvenim bıçak gibi kesilmişti. Durumumun vahametini özetlemek gerekirse; eskiyi baz aldığımda şimdilerde vasat dereceye inmiş olarak tanımlayabileceğim bir duraklama dönemindeyim...

Büyük Şehrin Cilveleri

Biliyorsunuzdur 2012' de 13 ilin büyükşehir olmasını(!) Yaşadığım kent de o illerden biri. Ne ara kendini bu kadar geliştirmişti de ben bunu fark edememiştim hayret! Yolda giderken çukurlara düşmemek için gözümü pür dikkat yola dikmekten etrafımdaki gelişmeleri fark edemem büyük duyarsızlık! İşte bir hayal kırıklığı, filmin gelmesine daha çok var(ş)! Neyse biz fragmanla idare edelim multi büyük şehirdeki arkadaşlar siz fırsat bulursanız gidin bakalım. Fakat hayalimdeki Anna fragmandakinden çok daha farklıydı. Biliyorsunuz okumanın avantajı da budur hayalde sınır yoktur okurken!

Ben, bir erkeğin bir kadının dünyasını nasıl bu kadar iyi betimleyebilmesine şaşırırken, eşinin Tolstoyla ilgili "Eğer kadınları yazdığı kadar iyi tanımış olsaydı onunla çok mutlu bir hayatımız olurdu." sözüyle karşılaştım. Artık onun gay olmadığına karar vermiştim! Tolstoy meğer kızının piyano öğretmeniyle büyük bir aşk yaşamış ve eşini aldatmış o zamanlar...

Ve Son Sayfasını Okuma Klasiğime Yine Engel Olamamıştım

          Sonucu öğrenmek için sabretmeye oldum olası kalbim dayanmamıştır. Bu kitabı da okurken gelişme bölümünde son sayfaları suçlu gözlerle okumaktan yine kendimi alamadım. Ancak merak güdümü bir nebze de olsun bastırmış, rahatlamıştım. Artık kitabı gönül rahatlığıyla okuyabilirdim! Ne yapalım her yiğidin bir yoğurt yiyişi var. Gidilen her yolun mübah sayıldığı okuma sürecinde kotayı düşük tutmaktansa bu süreci zararsız bir kaçamakla keyifli hale getirmenin kimseye zarar vermeyeceğini düşünüyorum savunma mekanizmamı hemen devreye sokarak. Tabi kimseye kötü örnek teşkil etmek de istemem. Gerçi bu uzatmalar her şeyi o kadar gerçekçi kılıyordu ki bir gün Rusya' ya gidecek olursam yürürken, yemek yerken, metroda gözüm hep Anna' yı arıyor olacak! Ama Rusya' ya gitmesem de Narlı' dan geçerkenki tren istasyonunda bile aklıma geleceği kesin...

Hikaye; eşiyle aşık olduğu adam arasında gelgitler yaşayan zerafet sahibi, çok güzel, herkesin gözünün üstünde olduğu Anna' nın başından geçenleri konu almış, evli ama mutsuz bir Kezban gibi yaşamayı tercih etmeyen Anna' nın etrafında dönüyordu. Ama bir okuyucu olarak bana, uğruna her şeyini kaybettiği adam bu olmamalıydı dedirten Vronsky' e: "Seni hiç sevmedim!" Bu adamın, Anna için nişanlısını terk ediş şekliyle başladı ona duyduğum antipati. Dünyanın sadece kendi etrafında döndüğünü zanneden Vronsky hiç konuşma tenezzülünde bile bulunmadan terk ettiği nişanlısı Kiti' ye yaşattığı tramvayı umursamayıp kendini yeni bir maceranın kollarına attığı hayattan bir hayır göremeyeceği gibi hazır Anna' nın da başını yakacaktı etme bulma dünyasında yaşadığını unutmanın sarhoşluğuyla. Kiti mi? Zamanında aman aman bir istek duyup evet dememişti o da zaten kendisini kör kuyularda merdivensiz bırakan bu adama. Ancak işte acıma acınacak hale düşersin dedirten türdendi onunkisi de. Her şeyin bir yolu uslubu olduğundan bi' haber Vronsky' nin de en doğal hakkıydı istemediği şeyi noktalamak, bu tartışılmaz ama karşısındakini de ezip geçmeden, onu en az hasarla bırakarak, vicdanı rahat  yürümeliydı insan inandığı yolda...
 
Kitaba 6 yıldız mı 7 yıldız mı versem karar veremiyorum. Yeni bir kararsızlık kriziyle cebelleşmeden 6 yıldız verdiğim bu kitabın filmi içinse maalesef bir yorumum yok henüz. Ah Vironsky, gerçi seni tekrar görmemek için o filme de gidilmez ya neyse...

 Lev Tolstoy' dan  İnciler

"İnsanlara en adil şekilde dağıtılan nimet akıldır. Çünkü kimse aklından şikayetçi değildir."
"Birine çamur atmadan önce düşün ve sakın unutma; İlk önce senin ellerin kirlenecek." 
"Hayatta unutamayacağın en büyük pişmanlık, Pişman olurum diye yapmadıklarındır." 
"Öyle zamanlar olur ki; Nereye gittiğin önemini yitirir; Çünkü asıl önemli olan, yanında kiminle gittiğindir." 
"Çok sevdiğin ama geri döndüremeyeceğin kişilerin en kötü yanı; Onları her hatırladığında, seni tekrar tekrar terk etmeleridir." 
"Gerek yokken yanındalar, ihtiyacın olduğunda uzakta. Unutma ki, Kimi hayatına girdiğinde hayatını aydınlatır, kimisi çıktığında." (ama ben sanki bunun bir diğer versiyonunu Can Yücel'den duymuş gibiyim)
hiç gereği yokken hayata giren insanlar..
hiç gereği yokken karşına çıkarlar..
hiç gereği yokken gününü, haftanı, ayını, belki de yıllarını alırlar..
hiç gereği yokken gece gündüz aklından geçen her düşünceye bulaşırlar..
hiç gereği yokken seni istemediğin kadar mutlu ederler..
hiç gereği yokken hayatını değiştirirler,.
sonra hiç gereği yokken hayatından çıkıp giderler...
Güzel insan Barış Manço' yu 70. doğum gününde sevgiyle anıyorum...
 Ess"

30 Aralık 2012 Pazar

Ver Elini 2013

Yılın son çeyreğinde yaptığım bir iş ortamı değişikliği köy şartlarına alışmamış bünyeme hiç de iyi gelmedi. Her öksürdüğümde "Offf ne kadar kötü öksürüyosun sen öyle!" diyenlere neredeyse çevreye verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dileme boyutuna geçeceğim şu mevsim bitse de kurtulsak artık. Memlekete kar yağmış okuldaki ısınma problemi daha çözülecek daha çözülecek! "Sıfır ısı" çaresizliği içinde hastalığımın azıp, kronikleşmesinden korkuyorum. Sabah yatağıma: "Bekle beni geri döneceğim." diye vedalaşırkenki hüzün tablom iç burkan cinsten. Sevgili 2012 hakkını yiyemem güzel bir yıldın ama keşke kapanışı böyle yapmasaydık da seni hep iyi hatırlasaydım! 

Geçen seneye kadar işe gidip gelirken kendini fabrikatör gibi hisseden ben bu seneki okulumda kendimi mevsimlik işçilere benzetir oldum. Ne kadar da güzel başlamıştık oysa 2012'ye. Sabah istediğim saatte kalkar duşumu alır, arkadaşlarda dönüşümlü davetler halinde kahvaltı yapardık. Ve gülmekten gözlerimizden yaşların aktığı o okul koridorları... Şimdiyse iki büklüm resmen buzullarda ders işliyoruz! Gerçi bu duruma küçük de olsa bir çözüm buldum sayılır (en azından hayatta kalabilmek adına). Titrememi dindirmek için fotokopi makinesine dadandım şu aralar. Çok güzel oluyor. Gelen kağıtları elime, yüzüme sürüyorum, sıccacık ohh miss! Dahası utanmasam buz tutan ayaklarıma da sarabilirim o kağıtları! Hem çocuklara hem de bana faydalı bulduğum bu yöntemin neden daha önce aklıma gelmediğine hayıflanıyorum şimdi. Bu soğuk kış günlerinde çocuklara da bol bol ödev ne güzel, hem sıkılmazlar da(!) Sanırım beynim de benimle beraber dondu, biri beni düzeltsin artık!

 Bir KGündür Gözümün Önünden Gitmeyen İş Makinesi...
          İnsanların konuşurken "sene 1978..." filan diye nokta atışıyla söze başlamaları bende hep hayranlık uyandırmıştır. Nerden aklında tutuyorsun, nasıl bir hafızadır bu(?) benim için akıl alır bir durum değil! Mesela sene 2005 diyorum nedense bende hiçbir çağrışım uyandırmıyor! Ama hatırlıyorum üniversitede 'Sene bilmem kaçta gazetelerde eğitimle ilgili çıkan haberler neydi?' sorulu bir ödev için milli kütüphaneye gidip o yılın atıyorum Milliyet Gazetesi'nin toplu halde bulunduğu kara kaplı ağır mı ağır arşivini karıştırdığım geçmişe yolculuk serüvenimde eğitim dışında her şeyin ilgimi çektiği haberleri okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamazdım.  

İşte bu yüzdendir "2012'de neler yaşadık, bir göz atalım." yazısıyla yılın önemli gelişmelerini yazmayı düşündüm ama vazgeçtim sonra. 15 yaşında istemediği biriyle evlendirilen, sonra kuzenlerinin tecavüzüne uğrayıp hamile kaldığı için töreler gereğince öldürülen çocuğun gömülme şeklinin bende uyandırdığı hissi anlatacak kelime bulamıyorum. Ailesinden hiç kimse katılmadığı için toprağının iş makinesiyle kazılması sahnesini bir türlü zihnimden çıkaramama durumum bu yılın haber arşivine bakma fikrinden beni soğuttu...

Vee 2013...
          Bir bakmışsın sihirli bir değnek dokunmuş ve bu kadarını ben bile beklemiyordum dedirten bir yıl olmuş! E olur mu olur ;) Acısıyla tatlısıyla yıllar gelip geçiyor... Ev arkadaşımın depresif bir anında ona: "Allah kimseye kaldıramayacağı yükü vermez" dediğimde Banu'cuğumun bana "Zaten kaldıramadığı zaman ölür." serzenişi geldi şimdi aklıma :) 

     Umutla başlayan ve herkes için güzel süregelen bir yıl olsun inşallah...

     Hepinize mutlu yıllar!!!

20 Aralık 2012 Perşembe

Kıyamete Bir Kala

      Dünya'nın beşinci güneş çağından, altıncı güneş çağına gireceğini belirten maya takvimine göre verilen koordinatlara denk gelmiş olmama rağmen o gece bir kına gecesi planım var bakalım, eğer hastalıktan kafamı kaldırabilirsem tabi! İnsanoğlunun gelip gelebileceği son nokta dedirtecek menüye bir göz attım da: Kıyamet çorbası / Son kepçe çorbası, Cennet kebabı, Ateş pilavı ve son olarak Yasak elma tatlısı... E hesap lütfen! Ağır ağır şarabını yudumlarken bir yandan da dünyanın sonunu izleyeceğini düşünmek nasıl bir fantazi aleminde yaşamaktır acaba? Bana ne ben de istiyorum bu rahatlıktan!

 Maya Tutmadı


     Yarınki gazetelerde beklediğim muhtemel manşet! Yok daha ben gencim, ölmek istemiyorum diyenlerin yanı sıra, yarın kıyametin kopacağını bekleyenlerin de aramızda olduğu 21 aralığı karşılamaya saatler kala son hazırlıklarını da tamamlamanın rahatlığıyla bekleyişe geçenleri gördükçe içten içe kıyametin kopmasını istememek elde değil. 


      Kıyamet kopmadığı taktirde mutlu mesut evlerine mi dönecekler yoksa yıllarca bel bağladıkları inançlarının yarattığı hayal kırıklığıyla boşluğa düşüp müslüman olmaya mı karar verecekler bilinmez! (Yok artık) Bu durum ilkel çağlarda kurulan engizisyon mahkemelerini aklıma getirdi nedense. Zaman; Dünya'nın yuvarlak olduğunu iddia eden Galileo'ya reva gördüğü yargılamaların yerini, geyik kapasitemizin tavan yapmasına bırakacak kadar olgunlaştırmıştı bizi... Hayatı ciddiye almayıp herşeye espriyle yaklaşabilen olgun insanlara bayılıyorum. Kapış kapış giden 45 milyon ikramiyeli milli piyangolar da olaya nasıl baktığımızın bir diğer göstergesi. Çekiliş günü beklene dursun 2013 yılının zengin talihlisinin şimdiden Şirince olduğu kesin. Gelen konukların ceplerinin son kuruşlarına kadar silkelendiği en uzun gece...

          Biz küçükken takvimlerin arkasında bugün doğacaklara kız ismi-erkek ismi olurdu, hala var mı bilmiyorum. (Demek ki o tavsiyeye uyup isim koyanlar vardı.) Nedense o isimler hiçbir zaman karizmatik isimler olmazdı. erkek ismi: Zekeriya / kız ismi: Mualla!

          Blog sayfamda nostalji yapip yarın doğacaklara önereceğim isimler: Maya, İsrafil, Şirince, Kıymet...(Ünisekstir)
          Kıyametten sonra görüşmek üzere!   



 Şeb-i Arûs

   Okudukça Şems'i kendisinden daha çok sevmemi sağlayan yüksek lisans tez konumdu Mevlana...
Çok sevdiğim bir sözüdür: ''Kabuğu kırılan sedef üzüntü vermesin sana, içinde inci tanesi vardır."

          Ölümünün 739. yıl dönümünde sevgi ve saygıyla hatırlanmak herkese nasip olmaz. 
                                                                                                          Nur içinde yatsın inşallah...
  
      

30 Kasım 2012 Cuma

Bugün Ne Giysem?

Mahsun Kırmızıgül
MEB'in U dönüşü klasiği haline getirdiği değişikliklerine bir yenisi daha eklendi. Kılık kıyafet yönetmeliği öğretmene ne zaman serbestlik tanır diye bekleyen ben bir kez daha hayal kırıklığına uğrayarak, yanlış devirde yaşadığıma artık gerçekten inanmaya başladım. Son zamanlarda okullarda bir bahar havasıdır gidiyor bakalım. Daha Muhteşem Yüzyılı tartışacaktık ne oldu da gündem bir anda değişti onu da anlamış değilim! Hakikaten hayret ediyorum değişimlerin bu kadar radikal ve keskin bir şekilde getirilebiliyor olmasına. Neyse, bir eksikliğini daha gidermiş olan MEB büyük bir alkışı hak etti ama en çok da sürekli kendisinden konuşturmayı başarabilmesiyle. Maksat gündem değişsin, sıfır çekenler sümen altı edilsin, ekonomiye can gelsin... Ancak yüz kızartıcı olan şey ülkemizdeki gelir dağılımındaki uçurumla dalga geçilir gibi yönetmeliği savunan "Hiç bir gelişmiş ülkede forma yok." ibaresi. E adı üstünde 'gelişmiş ülke' sen de muhteşem bir refah seviyesine eriş, gelir dağılımındaki uçurumları kaldır sonra kopyala-yapıştır yap yine. Gerçi bana pek de inandırıcı gelmedi hepsinde serbest gidildiği ya neyse!

Öğretmenliğin bana kattığı en önemli tecrübelerden biri oldu burası Türkiye mi dedirten yerlerde çalıştığım o yıllar. vVe işte hayatın sadece benim yaşadığım muhitten ibaret olmadığı gerçeği! Hayatında hiç köy görmemiş biri olarak yüzleştiğim gerçeklerle insanların dünyalarından bihaber süregelen bir yaşantım olduğunu fark ettim. Ha yoksa uygulama gayet doğama ve hayata olan bakış açıma uygun. Ben takılmam ne giyip gelindiğine. Endişem masum çocukların eziklik duygusuyla tanıştırılıp, ötekileştirilmelerine. Şahsen biz lisede falan bilmezdik kim fakir kim zengin herkes herkesle arkadaştı.


K. İmirzalıoğlu
 Hangi yapılan araştırmayla ortaya konulduğunu anlamadığım -aynı okuldaki herkesin eşit gelir düzeyine sahip olduğu- tezine öğretmen de dahil mi? (Kafamda deli sorular!) Peki ya daha düne kadar saçının sırf kabaran yerine bile jöle sürerek yatıran özgüven arayışındaki öğrenciyi tüm okulun önünde çevirip eve gönderen okul müdürünün kalbi bu serbestliğe dayanabilecek mi? Üniformalı öğrencileri 1 TL' ye taşıyan dolmuşçularımızı kızdıracak olan durum piyasada kafa karışıklığı yaratmayacak mı? Dün sırf kravatını yamuk bağlamışsın deyip derse alınmayan öğrenciye bugün "İstersen saçını başını uzat artık umrumda bile değilsin." mi denilmek isteniyor? Yıllar yılar sonra bu günü anlatan tarih belgeselinde geçecek özeti duyar gibiyim: 2012 yılında okullara getirilen kıyafet özgürlüğü her ne kadar kulağa hoş gelse de beraberinde "Çakmadır o çakma, gerçek Lacoste alamaz onun ailesi. Allam yaa bu da her gün aynı süveteri giyip gelmiyor mu?" gibi yorumlar yapan dedikoducu bir nesli de beraberinde getirecekti... 

 
Daha lisede kıro gibi saç-makyaj yapıp gelen kızlarımıza şimdiden anons edelim madem. Mankenlik yarışması filan yok arkadaşlar sadece serbest kıyafet dedik, n'olur abartmayalım. Okuyacak çocuk çuval da giyse okur ama bunlar da mevcut gerçekler malesef. Derste "Bu kıyafet zaten kısa olan boyunu daha da kısa göstermiş Ali" filan mı desem formayı tekrar özendirmek için? Amann neyse canım fakir insanlar yüzünden zenginler o iğrenç önlüklerin içine girmek zorunda mı? Sınıf ayrımıymış! İleride zaten yaşamayacak mı bunu e küçüklükten ufaktan alışsın işte şekerim(!) Değiişiklik tarafları birbirine düşüredursun uygulama öğrenciyi "Bugün okulda ne giysem?!" diye kara kara düşündürmeye başladı bile. Aklıma daha evvelden paylaştığım bi şey geldi buyrun izleyin.

Mutlu Bir Hafta Sonu Diliyorum... 


11 Kasım 2012 Pazar

Şikayetim Var Cümle Yasaktan...

"Seni öğretmene şikayet edicem." gibi şikayet replikleri biz öğretmen mercilerince sıkça vuku bulur. Okul duvarlarının dili olsa da konuşsa. Ali'den  Ayşe'den Ahmet'ten şikayet edilir de edilir. En sevmediğim şey de olsa şikayet edilmesi bu hafta özellikle de bugün bir dinleyen olsa şikayetlerimi ona biiir birr aktarıp rahatlamak isterdim... Sadece bu hafta telefonum ve bilgisayarım çöktü. Rehber filan hak getire ama neyse! (bir süre telefon detoksuna girmeye karar verdim.) Bir parfüm aldım. Kullandım acaba ben mi hüsnü kuruntu ediyorum diye soruyorum koku alıyo musunuz? "yoo kokmuyor!",,, hemen google'a girdim "parfümüm kokmuyor" diye arattım. İnanamadım sanki herkes benimle aynı dertten muzdarip! Karşımda bir sürü sayfa açıldı. (google'nin de böyle bir güzelliği var işte, başına ne gelirse gelsin 'yalnız değilsin' mesajıyla bir nebze de olsa teselli ediyor insanı.) Hayır söylemesi ayıp 250 TL' ydi. Dokunuyor ama müstehak tabi! Dün arkadaşların yanında boca ettim resmen parfümü, koku namına birşey yok! Onlar de şaşırdı kaldı benim gibi. Bir numara olduğu kesin; şayet Roberto amcama şimdiye kadar kimse kral çıplak demediyse! Bende de şans olsa..

ve bu sabah...

Yıllar sonra ALES'e girdim. daha doğrusu ÖSYM'nin bir sınavına girmeyeli uzun zaman olmuştu. Doktora vs. amaçlıydı ama çalışmaya fırsat bulamadan kendimi sınavda buldum. Üstelik bu, kamera karşısında girdiğim ilk sınavdı (kopyaya karşı), umarım güzel çıkmışımdır! Üniversiteden ilk mezun olduğumda taze bilgilerle girmiş olmama rağmen bana diş söktürmüştü. Ama insan beynini nadasa mı bırakmak gerekiyor nedir bugün sorular çok kolay geldi bana. Hatta bu kadar basit sormamışlardır tuzak bunlar deyip tekrar tekrar okudum. (Belki de sbs için verdiğim o özel dersler, bana da yaramıştı kim bilir!) Ancak kendi kendime nazarımın değmesi çok sürmeyecekti. Temiz bir şok yaşadım finalde /o anki yüz halimi görmek de isterdim hani /

Yediğim golü anlatayım... İnsanoğlu çok kinci önce bunu belirtmek isterim. Sıfatlarının bana kalmasını uygun gördüğüm gözetmenin kah fısır fısır sohbet etmesi kah etrafımda tur atıyor olması bende dikkatleri alt üst etti. Soruya sonuna kadar konsantre olmak ne mümkün! Ki sınava aşina olanlar bilirler soruların ne kadar uzun, karmaşık olduğunu. Hayatımda 3 saatin hiç bu kadar soluksuz, bu kadar hızlı geçtiğini hatırlamıyorum! Ben de ÖSYM'de ciddi sınavlarda gözetmen oldum ordan biliyorum kurallar çok katı gözetmene de. Bir süre sonra onu uyardım ve rica ettim yürümemesi için. Tabi güzel bir duygu millet soğuk terler dökerken sınıf koridorunda topuklarına vura vura salınarak yürümek biz eziklere karşı.

Son beş dakika...

dedi ve ben optik okuyucuya sayısalı geçirdimm sözeli de geçiriyordum ki birden kağıdımı çekti. Dedim daha bir sürü insan var vermeyen soru çözmüyorum zaten. saniyeler içinde halledebilirdim. Ama vermedi, ellerimin arasından kayıp gitti :( İyi ki çok elzem bir durum değil hayati bir sınavda değilim (ama emeğime de acımadim degil hani, o kadar kafa patlatmıştım.) Herkes çıktı ama ben yaklaşık on dakika kadar oturduğum yerde öylece kalakaldım. Şimdi biraz netten bakıniyorum nereye dilekçe yazılır vs. diye ama yurdum insanından komedi haberler çıktı karşıma. KPSS'ye giren amcam süre dolmadan kağıdını alan gözetmenle karakolluk olmuş meğer. Kafa göz dağılmış gözetmende. Bunları okuyunca keyfim yerine geldi az da olsa :)


Ama biliyor musunuz sınava zevk için bile girilir. Bilmiyorum değişik bir hazzı var işte tarif edemeyeceğim türden. Yanınıza kalem bile almayın diye sert uyarılar gelse de şekerlerinizi veriyorlar ama suyunuzu vermiyorlar. Aklınızda bulunsun suyunuzu kendiniz götürün, çünkü ben kurudum resmen.

Şimdi derin bir uykuya dalmak istiyorum (kafam kazan gibi).. Umarım sizlerin pazar günü güzel bir kahvaltıyla başlamış ve huşu içinde sona eriyordur.. Belki beyin jimnastiği olur diye soruyla veda ediyorum. Kolay seçmeye çalıştım da her soru 1 dakika hatırlatırım bu sınav hız ölçer;)

:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::: Bir uçakta yolculara, aylık olarak yayımlanan P, R, T ve Y dergileri ile üç aylık olarak yayımlanan S ve Z dergileri sunulmaktadır. Uçakta P, R ve Z dergilerinden ikişer, diğerlerinden birer adet bulunmaktadır                                                                   
Ahmet, Barış, Canan, Doruk, Engin ve Filiz adlı
yolcuların hangi dergiyi okuduklarıyla ilgili şunlar
bilinmektedir:

 Dergilerin her bir nüshasını yalnızca bir kişi
okumuştur.
 Ahmet ve Doruk ikişer, diğerleri birer dergi
okumuştur.
 Barış ve Filiz’in okuduğu dergiler aylık
yayımlanan dergilerdir.
 R dergisini okuyanlar Ahmet ve Engin’dir.
 Doruk, Filiz’in okuduğu dergiden okumuştur.
 Canan ve Doruk üç aylık yayımlanan aynı dergiyi
okumuştur.

Bu bilgilere göre aşağıdaki ifadelerden hangisi,
kesin olarak doğrudur?
A)
Filiz P dergisini okumuştur. 
B) Filiz Y dergisini okumuştur. 
C) Ahmet’in okuduğu ikinci dergi Y dergisidir. 
D) Barış P dergisini okumuştur. 
E) Barış T dergisini okumuştur.

Bu bilgilere göre aşağıdaki ifadelerden hangisi,
kesin olarak yanlıştır?
A)
Canan Z dergisini okumuştur. 
B) Barış Y dergisini okumuştur. 
C) Doruk Z dergisini okumuştur.
D) Doruk P dergisini okumuştur.
E) Doruk T dergisini okumuştur.

I. T dergisi
II. S dergisi
III. Z dergisi
Yukarıdakilerden hangileri, Ahmet’in okuduğu ikinci
dergi olabilir?
A)
Yalnız I         B)Yalnız II         C)I ve II         D) I ve III    E) I, II ve III

Ahmet’in Y dergisini okuduğu biliniyorsa aşağıdaki
ifadelerden hangisi, kesin olarak doğrudur?
A)
Barış T dergisini okumuştur. 
B) Barış Z dergisini okumuştur. 
C) Barış S dergisini okumuştur. 
D) Canan S dergisini okumuştur. 
E) Canan T dergisini okumuştur.