Teneffüste öğretmenler odasında oturmuş, yorgun gözlerle bir yandan masanın
üzerindeki dergiyi karıştırıyor, bir yandan da öğretmen arkadaşlarla sohbet
ediyorken gözüme Necip Fazıl’ın mısraları ilişmişti. Okudum, bir daha okudum ve
dedim ki arkadaşlara: 'Nasıl birkaç cümleyle bu kadar çok şey anlatılabilir ki!?' Bu
kesinlikle doğuştan gelen bir yetenek ve maalesef milyonda bir görülen bir zeka
türü örneği bence...
Kalabalık bir ülke olma hasebiyle
tek tip insan yetiştirme zoruna girmiş eğitim sistemimizden kopmuş biri olarak
hiçbir zaman böyle güzel yazılar yazamayacağım aşikar tabi. Ama bu benim
karalamalar yapamayacağım anlamına da gelmez diye düşündüm ve yazmaya karar
verdim. Duyuyorum, anlatamıyorum hesabı Orhan Veli’nin! Zengin olan hayal
gücünü görsel ya da sözel aktaramama durumu benimkisi...
Hep sevgili okuyucularım olsun
isterdim bir de hayranlık uyandıran şarkılar söyleyebileceğim güzel bir sesim :) Hayatta kıskandıklarınız bunun gibi
zararsız şeylerden ibaret olmalı derim. Ama ben bir de Ankara’da yaşayan insanları kıskanırım,
belki o kadar. Bunun gibi basit şeyler dışında kıskançlık güdüsü ben de kolay kolay harekete geçmez.
Uzun zamandır bağda (dağda) internetsiz,
telefonları kapatmış huşu içinde doğayla baş başaydım. Bugün itibariyle eve
döndüm malum ramazan… ve bir anda ortaya blog kurma fikrim çıktı. Aklına eseni
yapan biri olmam nedeniyle henüz kimseden yardım bile almadan basit, kendi
halinde, her şeyiyle bana ait olan bu siteyi oluşturdum. Bir boşluğu değerlendirme şekli, olmayan bir yetiyi ortaya dökme
çabası bu blog fikri de işte… Bu sıcak pazar sabahında uyandım, belki dedim bu
boşlukta ara ara yazarım. Neyse artık körler sağırlar birbirini ağırlar
dedirtmeden ve sizi daha şimdiden sıkmadan ilk yazımı virgüllüyorum…
Hayırlı ramazanlar olsun herkese, görüşmek
üzere ;)